Çöpe Giden Bir Potansiyel: Life


Life, Daniel Espinoza yönetmenliğinde çekilmiş bir bilimkurgu/gerilim filmi. Senaristleri de Deadpool, G.I. Joe ve Zombieland’dan bildiğimiz Paul Wernick ve Rhett Reese. Yapımımız harika bir bilimkurgusal giriş yapıyor. Başlarda sanki The Martian gibi hardcore science fiction tadı verecekmiş izlenimi yaratıyor.

Tek hücreli organizmanın metabolik özellikleri ve yapısı hoştu. Bir nevi spor oluşturup uyku modunda olması, sonra glikoz ile uyarması gibi güzel düşünülmüş unsurlar vardı. Ancak ardından hikaye tamamen klişeye ve anlamsız bir Xenomorph mücadelesine döndü; peki ama neden? Xenomorph’un üremek için insan vücuduna ihtiyacı var; yani buradaki gibi anlamsız bir mücadele değil Alien’daki. Neden potansiyeli bu denli yüksek olan bir bilimkurgu yapımını çöpe atıyorsunuz? Az sonra yakınacaklarımız spoiler içerir, bilginize.

 

Öncelikle niye herkesi öldürme ve sindirme peşinde? Madem o kadar zeki bir canlı, neden ISS‘teki önemli onca insanı katlediyor? Glikoz elde edecek pek çok şey vardır orada. Ekmek dolabına saldır mesela. Ha illa yaşamsal faaliyetleri için diğer organizmaları sindirmesi gerekiyorsa, bunun bilimsel olarak açıklanma yükümlülüğü var. Örneğin virüs gibi, konağın genetik materyaline falan mı muhtaç? Öyleyse nasıl hem fotoreseptör, hem nöron, hem kas hücresi olabiliyor? Hem nöron hem de fotoreseptör olan bir organizma uzaydaki radyasyona ve motor ateşine dayanıklı olamaz.

Zaten bu yüzden canlılar, epidermis ve dermis denilen deri örtüleri ile kaplıdır. Belki bölündükten bir süre sonra pluripotent hücre gibi çeşitli özelleşmeler kazanıyor olabilir. Bu sayede artık hem kas hem nöron değil; ancak hepsini içeren bir organizma oluyordur. Tıpkı günümüzde yaşayan diğer bütün canlılar gibi. Filmin ilerleyen zamanlarındaki görüntüsü de bu önermemizi destekliyor.

Daha başta Mars‘tan gelen bir cismi ISS’ten manuel olarak yakalamak zorundalar. Yalnız bu yakalama, ISS’nin yörüngesinde büyük bir sapmaya neden olacaktır. İşin fiziğine girmiyoruz; ancak bu büyük bir soru işareti. Öte yandan koskoca ISS’te çalışan ve dünya dışı organizmayı inceleme görevi üstlenen doktorun gece gündüz uzaylı cimciklemesi de ayrı problem. 2 günde milyonlarca bölünme geçiren ve koloni oluşturarak çevresinin bilincine varan bir organizmayı neden gece gündüz dürtüyorsun! Yetmezmiş gibi bir de elektrik şoku ver. En azından mutfak eldiveni ile yapma bari, mekanik kol kullan. Bir virüs üzerinde incelemeler yapılırken bile yüzlerce protokol vardır. Dünya dışı mikroorganizma için söylemeye gerek yok herhalde.

Zaten bu kadar hızlı bölünen bir organizma genellikle iyiye işaret değildir. Patojen virüsleri ve bakterileri örnek verebiliriz. Laboratuvarı karantina altına aldıklarında, havalandırma deliklerinden kaçmayı akıl edebilen Einstein’ımız; filmin sonunda el fenerlerine saldırmaya çalışıyor. Termosensörleri sıcaklığın, insandan mı yoksa el fenerinden mi yayıldığını anlayamıyor sanırım. Fakat ani basınç sağlayan pompaların havalandırma ile ilişkili olduğunu hesaplayabiliyor. İlginç…

Birçok bilim insanından bilimsellikten uzak hareketler gördük. Örneğin geminin dışında bacağına yapışınca direkt boşluğa atlaması gerekirken içeriye yönelmeye çalışan oldu. Duygusal ama maalesef mantıklı olan, kendisini boşluğa itmesiydi. Doktor karantinadayken dışarıdan bir kişi içeri girip yardım etmeye çalıştı. Sanırım karantina prosedürünün anlamını bilmiyordu ISS personeli sevgili dostumuz. 170 milyar dolarlık ISS’nin, iletişim ağını bu kadar kolay kaybetmesi de pek akla yatmıyor. En azından yakıtı bu kadar çabuk bitmeseydi. NASA’nın aklına gelmemiş sanırım dizel kullanmak. Doktorumuz da bacağına saklanan Calvin‘i ekip arkadaşlarına söylemeye hiç tenezzül etmiyor. Calvin hipnotize etmiş sanırım.

Sonundaki twist de bir bakıma tahmin edilebilirdi. Yine de filmin gidişatı için güzel bir hamleydi. Film hakkındaki tek pozitif unsur sonu olabilir. Hollywood yapımı olmamasına rağmen bu konuda şu ana kadarki en tatmin edici yapım, Europa Report‘tu kuşkusuz.

Kaynak : http://www.bilimkurgukulubu.com/sinema/cope-giden-bir-potansiyel-life

Hayaleturk.com'da yayınladığımız yazılardan haberdar olmak için mail adresin ile tek tıkla abone olabilirsin.
e-posta adresiniz

{barvecios}

It was not exist. It will not exist. Only one thing be in universe.Light!