Stefan Zweig Kimdir?

Stefan Zweig, (Türkçe okunuşu: Sıtefan Zıvig) Yahudi asıllı Avusturyalı romancı, hikayeci, şair, gazeteci, felsefeci ve psikolog.

1881 yılında Viyana‘da doğdu. Varlıklı bir sanayicinin oğlu olması nedeniyle iyi bir eğitim aldı. Öğrenimini Viyana ve Berlin Üniversitelerinde, felsefe bölümünde tamamladı. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrendi. İlk şiirlerini lise yıllarında yazan yazar, Siyonist hareketin önderlerinden Thedor Herzl ile tanışma fırsatı buldu ve iyi bir dostluk kurdu. Gazetelerde muhabirlik yapmaya başlayan Zweig, bir çok ülkeyi dolaştıktan sonra Zürih‘e geldi. Birinci Dünya savaşı başlayınca yazar, Viyana savaş karargahına savaş arşivi memuru olarak girdi. Savaş karşıtı kişiliğiyle tanındı. Savaştan sonra, Salzburg‘a döndü. On beş sene burada yaşayan Yahudi asıllı yazar, Gestapo’nun, evini basıp silah araması üzerine, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Önce İngiltere’ye daha sonra New York‘a gitti. Zweig yolculuklarından birinde tanıştığı ve evlendiği, ikinci eşi Lotte Altman ile Brezilya‘ya yerleşme kararı aldı. Bu kararını uygulayan yazar, çok sayıda deneme, öykü, roman ve yaşam öyküleri yazdı. Avrupa‘nın ve ülkesinin içine düştüğü durumdan, büyük üzüntü duymaktaydı. Yaşamında yaşadığı büyük düş kırıklıklarının da etkisinde kalarak, karısı Lotte ile birlikte 1942 yılında intihar etmiştir.(Alıntı)

1-Satranç 

Zweig ölümünden hemen önce tamamladığı birkaç düzyazı metinden biri olan Satranç’ı kaleme aldığı sırada, karısı Lotte Zweig ile birlikte göç ettiği Brezilya’da yaşamaktaydı. Satranç’ta da, olay yeri olarak New York’dan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisini seçmiştir. Bu gemide tamamen rastlantı sonucu karşılaşan üç kişi: yeni dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve bir zamanlar çok usta bir satranç oyuncusu olan, ama hayli zamandır satrançtan uzak kalmış bulunan Dr. B., öykünün aktörleridir.

2-Bir Çöküşün Öyküsü

Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu.

3-Olağanüstü Bir Gece

Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

4-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

5-Ay Işığı Sokağı

Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel. Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor…
(Tanıtım Bülteninden)

Hayaleturk.com'da yayınladığımız yazılardan haberdar olmak için mail adresin ile tek tıkla abone olabilirsin.

Diğer 2178 aboneye katılın

e-posta adresiniz:


DMCA.com Protection Status

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe