80 ve 90 yılların meşhur çizgi filmlerindendi Heidi. İzlerken ardında böyle bir hikaye barındırdığının farkında değildik elbette.Bu konuyla ilgili daha önce okuduğum bir haberden sonra,Heidi’nin ayağında ayakkabı olmadığını hiç fark etmediğimi anlamıştım.Meğerse ayağında ayakkabı olmamasının perde arkasında yatan bir dram varmış.

1800’lü yıllarda başlayıp,1970’li yıllara kadar,İsviçre Devleti’nde,çocuklarına bakamayan ,cezaevinde bulunan,ya da  devlete borcu bulunan genellikle de fakir ebeveynler, çocuklarını eğitim ve yaşam gibi ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için devlete teslim ediyorlardı.Çocuklar, biyolojik anne ve babalarından, onları bir daha görmemek üzere ayrılıyorlardı. Devlet ise, genellikle iş gücüne ihtiyaç duyan çiftçilere çocukları veriyordu.Çocuklar, özel pazarlarda köle ticaretini aratmayacak bir biçimde satılıyordu.Bu çocuklara Verdingkinder deniyordu yani sözleşmeli çocuklar.

Heidi’yi yazan Johanna Spyri, 53 yaşında yazdığı Heidi aracılığıyla, çıplak ayaklı çocuklar gerçeğinin dram boyutunu bir nebze olsa da anlatmıştır.Aslında Heidi aracılığıyla bütün Verdingkinder’lerin çocuk dünyalarına ve duygularını yazdığı hikaye ile yansıtmıştır. Heidi, İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin simgesidir. Heidi çıplak ayaklıydı; çünkü bütün ‘köle çocukları’ diğer çocuklardan ayıran bir özellikti Verdingkinderler için.

Heidi’nin hikayesine bir de bu şekilde bakmak gerek.Yüz binlerce çocuk bu şekilde suistimal edildi,sabahtan akşama kadar çalıştırıldı,ahırlarda kaldılar,aç gezdiler,çuvaldan farksız elbiseler giydiler ve onlara sahip çıkan aileleri yoktu,küçüktüler ve savunmasızlardı her türlü şekilde suistimal edildiler.Bu durum İsviçre’nin karanlık tarihi diye adlandırılıyor.İsviçre’de bu konu uzun zaman konuşulmamış bir tabu olarak görülmüş.

Bu dramı yaşamış olan mağdurlardan Walter Steck, “Burada dar bir yol vardı. Yukarı doğru çıkardı ve tepeden tren istasyonu gözükürdü. Biz çocuklar yukarı çıkıp, ailelerimiz geliyor mu diye bakardık. Tabii ki bende. Benim annem babam hiç gelmezdi. Evet bu çok acıydı.Bir çok kişi biliyordu ama kimse ilgilenmedi. Bizim söylediklerimize de inanmıyorlardı. Biz diye konuşuyorum çünkü diğerlerinin başına da aynısı geldi. Öyle değil mi? Kimse üzerimizden yük almadı.“ ifadelerini kullanıyor.

Yazar ve tarihçi Loretta Seglias,“Geçmişe bakmak istemeyen insanlar her zaman vardır. Yaşananlar İsviçre için güç, acı veren bir bölüm. Fakat karanlık yanlarınızı da bilmek tanımak çok önemli. Bugün hangi noktada olduğumuzu, hangi yöne doğru gittiğimiz üzerinde düşünebilmek için bu önemli“ diyor.

Hayaleturk.com'da yayımladığımız yazılardan haberdar olmak için mail adresin ile tek tıkla abone olabilirsin.

Diğer 10321 aboneye katılın

e-posta adresiniz:

DMCA.com Protection Status

Bumerang - Yazarkafe