EDEBİYATIN ‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını koydu ortaya. Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor. 


 Listede yer alan romanlar şöyle;

 1. Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

Bizler aynen zindanların duvarlarına gönül ferahlatan, güzel resimler çizen mahkumlara benziyoruz. Bunları düşündükçe aklım duruyor. Kendime, kendi içime dönüyorum ve orada bir dünya buluyorum. Fakat bu dünyada hayat ve hareketten daha çok anlamlı sezişler ve karanlık istekler var. Böyle zamanlarda her şey karşımda hiçleşiyor ve ben gülümsüyorum. Ne zaman böyle dalsam ve derin derin düşünmeye başlasam daha da derinlere iniyorum.

2. Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

Klasik dönem romanları arasında önemli bir yere sahip olan Aşk ve Gurur, 18. yüzyıl İngiltere’sinde geçen unutulmaz bir aşk hikâyesini konu alıyor. Orta halli bir ailenin zeki ve neşeli kızı ile kibirli ve mağrur olmasının yanı sıra son derece dürüst ve varlıklı genç bir adamın neredeyse nefretle başlayan ilişkilerinin büyük bir aşka dönüşünü anlatan bu kitapta, biri gururlu diğeri ön yargılı iki insanın zaman ilerledikçe yanıldıklarına ve birbirlerine yaptıkları onca haksızlığın yalnızca aşkla telafi edilebileceğine şahit olacaksınız.

3- Kırmızı Leke (Kızıl Damga) / Nathaniel Hawthorne

Kızıl Damga, bir kadının utancının ve içinde yaşadığı Püriten toplumda maruz kaldığı zulmün trajik öyküsüdür.

New England’a yerleşen Hester Prynne, orta yaşlı bir İngiliz bilgini olan ve kendisine, bir süre önce geleceğini söyleyen kocasını iki yıl boyunca bekler. Adam döndüğünde, karısını kucağında bir bebekle, teşhir iskelesinde bulur. Genç kadın, işlediği zina suçunun cezası olarak, elbisesinin göğsüne işlenmiş bir “A” harfi taşımaya mahkum edilmiş ve sonucunda kendisini hor gören komşuları tarafından dışlanmıştır.

Hem kocasının hem de sevgilisinin kimliklerini gizli tutmaya yeminli olan Hester, yardımseverliğiyle yavaş yavaş toplumun saygısını kazanmaya başlar. Hester Prynne’in aynı zamanda suç sayılan günahıyla yüzleşirken sergilediği güç ile onu tek başına bırakan adamın korkaklığı ve ahlaki zayıflığının tezatlığı, etkileyici olduğu kadar üzücü de olan bir sonla çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriliyor.

4- Madam Bovary / Gustave Flaubert

…”Hem zaten insan biraz açıkgöz oldu mu, hayatta daima başarı kazanır.”
Bayan Bovary bu sözlere gülüp geçiyor, çocuksa köyde haylazlık edip duruyormuş. Irgatların peşinden ayrılmıyor, toprak yumruları fırlatıp uçan kargaları kovalıyor, hendeklerin kıyılarındaki ağaçlardan dut koparıp yiyor, eline bir değnek alıp hindi çobanlığı yapıyor, harmanda ekin saplarını kurutuyor, korulukta koşup zıplıyor, yağmurlu günlerde kilisenin kemeri altında kaydırak oynuyor, büyük yortularda da: “Çanları ille de ben çalayım!” diye zangoca yalvarıyor, bütün ağırlığıyla en kalın ipe asılıp, ipin her sallanışında kendisini alıp götürüşünü hissetmeye can atıyormuş.
Bu yüzden de meşe ağaçları gibi gelişip serpiliyor, elleri tutuğunu koparacak, yüzü, vursan kan fışkıracak hale geliyormuş…

5- Middlemarch / George Eliot

Roman, 1820’lerin sonunda Middlemarch adındaki hayali bir taşra kasabasındaki yaşamı konu alır. Viktoryen dönemdeki kadınların toplumsal statüsü, evliliğin doğası, idealizm, çıkar ilişkileri, din, riyakarlık, politik reformlar ve eğitim konuları, karakter açısından oldukça zengin olan romanda ele alınan konulardan en ilgi çekici olanlarıdır. George Eliot, ana karakterlerinin yanı sıra, her sınıftan insanın gerilim, kırgınlık, mutluluk, haz, aşk ve hüsran dolu yaşamlarını, büyük bir incelik ve yetkin bir gözlem gücüyle okura aktarır.

 6. Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

Anna Karenina, 19. yüzyıl Rus toplumunun ruhsal dalgalanmalarına çarpıcı bir aşk ve ihanet anlatısıyla ışık tutan  bir başyapıt.
Güzelliği ve nezaketiyle çevresinde hayranlık uyandıran Anna Karenina’nın mutsuz ve monoton bir evliliği vardır. Üst düzey bir devlet memuru olan Aleksey Aleksandroviç ile evliliğinde tek tesellisi oğludur. Ağabeyi ile yengesinin aralarını düzeltmek için gittiği Moskova’da yakışıklı ve genç kont Vronski ile tanışması, Anna’nın hayatında dönüm noktası olur. Tolstoy, Anna Karenina’da sıradışı bir gözlem gücü ile aşk, evlilik, ihanet gibi temaların izini sürerken roman sanatına yepyeni ve uzun soluklu bir boyut katar. Modern dünya edebiyatının otoritelerince gelmiş geçmiş en iyi romanlardan biri olarak kabul edilen Anna Karenina, güncelliğini daima koruyacak bir eser.
“Anna Karenina dünya edebiyatındaki en büyük aşk hikâyelerinden biri. Tolstoy’un kusursuz üslûbunun büyüsü her sayfada hissediliyor.”
VLADIMIR NABOKOV

7. Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

Bayan Dalloway vereceği bir parti için hazırlanırken, dışarı çiçek almaya çıkar ve geçmişe doğru bir yolculuk yapmaya başlar. Bütün hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. Ardı arkası gelmeyen hatıralar ve özlemler arasında gidip gelir. Yapmış olduğu seçimlerle ilgili şüphelerden kurtulamaz.

En iyi yazılmış 10 roman arasında gösterilen bu eser bir gün içerisinde geçiyor olsa da, Woolf bir hayatın yaşanmışlıklarını ve kadın ruhunun derinliklerine yaptığı büyüleyici yolculuğu inanılmaz bir ustalıkla aktarır okuyucularına. Woolf kadının gizli kalmış duygu ve düşünceleriyle kırılganlıklarına derin bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

 8. Toni Morrison / Sevilen (1987)

Kölelik cehennemine içeriden bir gözle bakan Sevilen, çocuklarıyla birlikte kölelikten kaçan bir kadının özgürlük savaşını anlatıyor. Geçmişin ağırlığını omuzlarından yıllar sonra dahi indiremeyen, onun hayaletleriyle boğuşan Sethe, annelik vicdanıyla, kadınlığıyla ve ait olduğu toplumla hesaplaşıyor. Kadınlık ve annelik duygularıyla müthiş bir şekilde harmanlamış Toni Morrison’ın bu dev eseri, zalimliklerle dolu bir tarihe ışık tutarken, siyahi bir ailenin merkezinde çok kişisel bir varoluş hikâyesinin duygu dolu inceliklerini ıskalamamayı başarıyor.

Acı ve güzelliği yan yana getiren şiirsel diliyle Toni Morrison’a Pulitzer Ödülü’nü kazandıran Sevilen, büyülü atmosferi ve doğaüstü detaylarıyla fazlasıyla sahici bir masal…

 9. J.M. Coetzee / Utanç (1999)

J. M. Coetzee, 1999 Booker Roman Ödülü’nü alan etkileyici romanı Utanç’ta, şiddetli, yaoğun bir dönüşüm geçirmekte olan bir toplumun, yeni Güney Afrika’nın öyküsünü anlatıyor. İki kez evlenip boşanmış, bir kız babası olan, elli iki yaşındaki Profesör Lurie’nin öyküsünde, hem siyasal hem de kişisel dönüşümler, değişimler yaşayan sanclıı bir toplumun insanını tanıtıyor. Bir kız öğrencisiyle girdiği ilişki sonucu okulundan ayrılmak zorunda kalan Profesör Lurie’yi arkadaşları dışlıyor, eski karısı da alaya alıyor. Lurie, kızı Lucy’nin çiftliğine sığınıyor, elinde kalan tek insancıl ilişki kızı ile olanıdır. Lucy’nin koşullarına ve ırk ayrımının yeni boyutlar aldığı bir topluma uyum sağlamak yoluda inançsızca sürdürdüğü çabaları, bir öğle sonrası kızıyla birlikte yaşadığı vahşi bir saldırıyla kesintiye uğruyor. Acımasız bir dürüstlükle yazan J. M. Coetzee, okura yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor, ama güçlü ve inanılmaz güzellikte, hem keyifli, hem kasvetli bir öykü. Baştan sona gereksiz tek bir sözcük ya da cümle içermeyen Utanç, Profesör David Lurie’nin düşüşünü anlatırken, daha ilk satırından kıskıvrak yakalıyor okuru, Lurie’nin kişisel öyküsüyle Güney Afrika’nın öyküsü iç içe geçiyor; beyazıyla siyahıyla bütün Afrikalıların uydukları kuralların tümü tersine dönüyor, çarpıtılıyor. Utanç, aslında insan olmanın ne anlama geldiğini araştırıyor. J. M. Coetzee, İnsanın içine işleyen gerçekleri yalın ama vurucu bir üslupla dile getirirken yaşayan en iyi romancılardan biri olmayı da hak ediyor.

 10. Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Mohsin Hamid’in kaleminden Gönülsüz Köktendinci piyasaya çıktığı ilk günden itibaren epey ses getirdi, yankı uyandırdı dünya basınında. İstemeye istemeye “köktendinci” olan bir genç adamın hikâyesi. İstemeye istemeye ne demek? Köktendinci ne demek? Bu kavramları da açmayı ihmal etmiyor yazar. Kahramanı Cengiz, Amerika’ya okumaya giden yetenekli, zeki, pırıl pırıl Pakistanlı bir genç. Princeton Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olur. Sınıfının birincisi, okulun en iyisidir. Toplumdaki seçkinler arasına katılır. Tüm dünyadan kendisi gibi yetenekli, gelecek vadeden gençler Amerika’ya gelerek, Amerikan rüyasına bir an evvel dahil olabilmek için canla başla çalışırlar. O da hırslı, azimlidir. Ve çok çok az sayıda işletme mezununun girebileceği, hatta hayal edebileceği prestijli bir Amerikan firmasında muhteşem bir iş edinir. Artık senede seksen bin dolar kazanmakta, business class uçmakta, son derece şık giyinmektedir. Bundan sonra tek yapması gereken, kendini kapitalizmin ritmine uydurmak, devamlı çalışmak, paralanmak ve yükselmektir. Bir Amerikalı genç kadına âşık olması onun “Amerikanlaşma”sını önce kolaylaştırır, ancak hikâye ilerledikçe beklenmedik biçimde zorlaştırır.

Hayaleturk.com'da yayınladığımız yazılardan haberdar olmak için mail adresin ile tek tıkla abone olabilirsin.

Diğer 1841 aboneye katılın

e-posta adresiniz:


DMCA.com Protection Status

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe